Mayıs 2010 için Arşiv

Hızır Hikayeleri

Pazartesi, 17 Mayıs 2010

Her Gördüğünü Hızır, Her Geceyi Kadir Bil

——————————————————————————–

Bir gün annesi tarladan kaldırdığı buğdayları, biriyle Ubeydullah-ı Ahrâr’a gönderdi. Ubeydullah-ı Ahrâr buğdayları ambara koymakla meşgûlken, buğdayları getiren kimse, boş çuvallarını alıp gitti. Nereye gittiği ve hangi yoldan gittiği belli değildi. Ubeydullah-ı Ahrâr o anda neden bu zavallı ve garib kimseden duâ almadığına üzüldü. İçine garib bir ızdırap çöktü.

(daha fazla…)

Meczup Hikayeleri

Pazartesi, 17 Mayıs 2010

Ağlayan Meczup
 
 

 Bir meczup, yol başında tozlar içinde oturmuştu. İnciler gibi göz yaşları saçmakta, başına tozlar savurmaktaydı.
Biri,
- Ey tozlara bulanmış adam! Neden böyle zari zari ağlarsın? dedi.
Meczup dedi ki:

(daha fazla…)

Oruç ve Ramazan Hikayeleri

Pazartesi, 17 Mayıs 2010

Ayeti Kerimenin İndirdiği İftar 
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin küçük yaşta hastalanırlar. Hz. Ali ile Hz. Fatıma çocuklar iyi olunca, ikisi de oruç tutar. Birinci gün, iftar için hazırladıkları yemeği, o esnada kapılarına gelen yetimlere vererek, iftar etmeden, ikinci günün orucuna başlarlar. O  akşam iftarlığını da, yine o saatte kapıya gelip, (Allah için bir şey verin!) diyen fakir ve miskinlere verdiler. O gece de, iftar etmeden, üçüncü günün orucuna başladılar. O akşam dahi, kapılarına gelen esirleri boş çevirmemek için iftarlıklarını bunlara verdiler.

(daha fazla…)

Şeytan Hikayeleri

Pazartesi, 17 Mayıs 2010

Şeytan ile oduncunun döğüşü

Odunculukla hayatını kazanan bir zat vardı. Allah’a karşı kulluk” vazifesini yapar, kimsenin ekşisine tatlısına karışmazdı. Bu zahit kişinin bulunduğu köyün yakınında bir köy daha vardı, onlar da dağda kutsal diye kabul ettikleri bir ağaca taparlar, ondan meded beklerlerdi.

(daha fazla…)

Yahudi Hikayeleri

Pazartesi, 17 Mayıs 2010

(daha fazla…)

Zalimin Hasmı Bizzat Hz.Allah’tır!

Pazartesi, 17 Mayıs 2010

Erzurum’un büyük velîsi İbrahim Hakkı (k.s.) hazretlerini çocukken İsmâil Fakîrullah (k.s.) hazretlerine teslim ederler. İyi bir terbiye alması için çocukluğunun mühim bir devresini Fakîrullah hazretlerinin yanında geçiren İbrahim Hakkı hazretleri, bir gün eline aldığı bir testiyle çeşmeye gider, doldururken oraya gelen bir atlı:

(daha fazla…)

Zayıflama İlacı

Pazartesi, 17 Mayıs 2010

İmam Şafiî Muhammed b. İdris Hazretleri anlatıyor:

Eski zamanda pek şişman bir kral varmış. Şişko kral zeki hekimlerden birinden kendisini zayıflatacak ilaçlar talep etmiş. Doktor onu görünce şöyle demiş:

- Allah seni ıslah etsin! Ben ilerisini gören bir doktorum. Sana bakınca anladım ki, senin ancak bir aylık ömrün kalmış! İlacın sana bir faydası olmaz ki!

Bunun üzerine kral, söylediklerinin doğru olup olmadığını anlamak için hekimi hapsettirir. Kral da bu süre içinde halktan gizlenir. Fakat içini öyle bir üzüntü sarar ki, bir ay içinde iyiden iyiye zayıflar.

Bir aylık zaman geçince kral sağ salim ortaya çıkar ve hapisteki hekimi de yanına çağırır. Der ki:

- Yalanın ortaya çıktı. İşte ben ölmedim. Bu yalanın sebebiyle seni fena halde cezalandıracağım. Hekim ise telaşlanmadan cevap verir:

- Allah kralı ıslah etsin! Ben geleceği bilmede Allah’ın en düşük kuluyum. Fakat ben anladım ki, senin şişmanlığını gidermenin tek ilacı, ancak keder ve üzüntüdür. İşte bu sebepten dolayı, sana söylediğimi söyledim!

Bunun üzerine kral onu serbest bırakır ve kendisine iyiliklerde bulunur.

İmam Şafiî bu hikayeyi şu maksatla anlatmış: ‘Fazla dert ve tasa, bedeni zayıflatan ve solduran şeylerdendir.’ (Tabii ki sıkıntıdan fazla yeme durumu hariç)

Yine o şöyle derdi:

‘Sana dininden bilgi verecek bir alimin ve beden durumundan bilgi verecek bir doktorun bulunmadığı bir memlekette oturma.’
 

Yusuf Yavuz, Semerkand

Zülkarneyn (a.s.) ve Hükümdar

Pazartesi, 17 Mayıs 2010

Zülkarneyn (a.s), ölüm endişesi ve nefs engelini aşmaya çalışan bir kavme uğradı. Oradaki insanların elinde dünya serveti namına bir şey yoktu. Rızıklarını sebzeden temin ederlerdi. Sebzelerini korumakta çok ihtimam gösterirlerdi. Ayrıca bu kavimde herkes kendi mezarını kazar, hergün mezarını temizler ve ibadetlerini burada yapardı. Zülkarneyn (a.s.), bunların hükümdarlarını çağırttı.

Hükümdar:

“Ben kimseyi istemiyorum. Beni isteyen de yanıma gelir.” dedi.

Zülkarneyn (a.s.), bu söz üzerine hükümdarın yanına giderek:

“Ben seni davet ettim, niye gelmedin?” dedi.

Hükümdar:

  “Sana bir ihtiyacım yok, olsa gelirdim.” cevabını verdi.

Bunun üzerine Zülkarneyn (a.s):

“Bu haliniz nedir? Sizdeki bu hali kimsede görmedim.” deyince hükümdar:

“Evet biz altın ve gümüşe kıymet vermiyoruz. Çünkü baktık ki, bunlardan bir miktar, bir kimsenin eline geçerse, bu sefer daha fazlasını isteyecek ve huzuru bozulacak. Onun için dünyalık peşinde değiliz.” dedi.

Zülkarneyn (a.s):

“Bu mezar nedir? Neden bunları kazıyor ve ibadetlerinizi burada yapıyorsunuz?” diye sordu.

Hükümdar:

“Dünyalık peşinde koşmamak için bunu böyle yaptık. Mezarları görüp de oraya gireceğimizi hatırlayınca, her şeyden vazgeçeriz.” dedi.

Zülkarneyn (a.s.):

“Niçin sebzeden başka yiyeceğiniz yoktur? Hayvan yetiştirseniz, sütünden, etinden istifade etseniz olmaz mı?” dedi.

Hükümdar:

“Midelerimizin canlı hayvanlara mezar olmasını istemedik. Bitkilerle geçimimizi sağlıyoruz. Zaten boğazdan aşağı geçtikten sonra hiç birinin tadını alamayız.” diye cevap verdi.

Osman Nuri, Mesnevi Bahçesinden Bir Testi Su